Kapanmış Tiyatroların Tozlu Parfümü, Sen ve Kar

Kapanmış Tiyatroların Tozlu Parfümü, Sen ve Kar

O kadar gerçekçi üşürdün ki,
Ceketlerini çıkarıp sahneye uzatma hayalleri kurardı
Delikanlılar.
Ağlarken gözyaşlarının
Tahta zeminde çıkardığı pıt sesi
Yankı yapardı.

Tiyatronun kırmızı koltukları, eteklerindi
Sanki.
Saatlerce oturup,
Ağzından çıkacak her yeni kelimeyi
Bekleyebilirdim.

Kalbim çıkardı yerinden,
Repliğini unuttun diye.
Bilerek beklerdin oysa “Seni seviyorum” demeden önce.
Etkisi bilindiğinden,
Her oyunda bir
‘Seni seviyorum sahnesi’
Verilirdi sana.
Hep beklerdin.
Ve sen,
Hep çok güzel severdin.

“Güzel şarkılar hiç bitmez”
Demiştin bir gün sahnede, bir dilenci kızdın.
Böyle bir yalanın bu kadar inandırıcı söylenmesi
Şaşırtmıştı beni.
Sen bitmiştin?
Ve en güzel şarkıydın
Dinlediğim.

Mahallenin gençleri, sahneye güller atardı
Selam verdiğinde.
Sen ayrılınca sanki
Her zamankinden daha boş kalırdı sahne.
‘İçeride denizden alabildiğine uzağa düşmüş martılar varmış’ hissi de
Çıkardı sahneden seninle.

Bir yerlerde çaldığına emin olduğumuz gramofon
Susardı.
Parfümün,
Gidişinin rüzgarıyla burnumuza değerdi.
Boş kalmış sahnede unuttuğun replikler,
Sonbahar yaprakları gibi
Mazgallara sürüklenirdi
Alkış yağmurlarında.

Ankara’nın karlı kışında
Saatlerce beklerdim,
Tiyatronun kapısından
Film yıldızları gibi kürkler içinde
Çıkıp evine gitmeni.
Hiç gitmedin evine.
Tiyatroda yaşayan, dekor kokan, sahnede uyuyan
Bir periydin gözümde.
Arka kapının varlığını öğrendiğim
Ana kadar.

Perdenin kadife kırmızısının
Arkasında beklediğini bilmekti
O zamanlar mutluluk.
Bir tiyatro yıldızına aşık olmaktı.
Öğle vakti simit almayıp,
Biletler için para biriktirmekti.
Dekorun tozlu kokusuydu biraz,
Biraz, gramofondan geliyormuş gibi derin,
“Seni seviyorum” demendi.

Hala güzeldin yıllar sonra gördüğümde seni.
Kapanmış tiyatronun arka kapısına yaslanmış,
Sigara içiyordun.
Hala kırmızıydı,
Sigara fitilinin çirkin rengine inat,
Dudakların.

Saati sordun bana,
Bilmek istediğin için değil.
Aklına sonradan gelmiş,
Sahnesi geçmiş bir replikti sanki.
“Dokuza geliyor” dedim,
Saatimi ilk defa bu kadar uzun süre anlamaya çalışarak.
Gülümsedin heyecanıma.
Erimiş kar tanelerine özgü biçimi değişmiş,
Nemli bir gülüştü.
Sana ait değildi.

“Tiyatro kaç yıldır kapalı?” diye sordun.
Eski bir dostu ziyarete gelmiş
Fakat öldüğünü öğrenmiş gibi bakıyordun.
Alkış sesleri taşıyordu kulağıma hala, yıllar sonra bile, konuştukça sesin.
Sanki güller atıyordu yine birileri omzumun arkasından.
Ağzımı açtım ama aynı anda çıkmak isteyen onlarca kelime
‘G’lerin ve ‘j’lerin kancalarına takılıp,
Tıkadı çıkışı.
“Hayranınızdım” diyebildim.
Ağladın.
Karlı bir başka kışıydı Ankara’nın.

Nur Gürleyük /  Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir